.yirmialtı
.van gogh'u ben öldürdüm

Dizi izlediğim sitede bi reklam var. Bu muhafazakar ülkelerde yasak! diye bi sloganı var. Ağzı açık bi teyze koymuşlar fotoğraf diye de. Az sonra orta okula giden kızını azarlamak üzere olan, yazın sıcaktan bunalıp dandikten bi askılı giymiş bi kadına benziyo ama. Hani sanıyorum cinsellikle alakalı bi dalga tanıtılan ama kadının alakası yok. Kırk saattir partlar arasında atlarken teyzenin hipopotam ağzını görüyorum. Tepem attı yeminle. Kıl oluyorum böyle reklamlara uzuun uzun denk gelmeye. Bana periyodik olarak pipi büyütücü mesajı yollanmasına benziyo işte. Reklamın içinde mendil bile var sdlkfsş. Onu da veriyolarmış. Hizmette sınır yok da işte…Akıl…

http://gifcraft.tumblr.com/post/96391956984/a-fat-prairie-dog-was-too-fat-to-get-out-of-his gifcraft
alielmali:

gifcraft:

A fat prairie dog was too fat to get out of his hole

Şişman çayır köpeği delikten çıkamayınca mahsur kalıyor. :D

lskjdlkjslfjl ya şu andan itibaren çok mutluyum :3 yerim seni toparlak! yeaa bekliyo bi de çıkana kadar ama yaa oooy nasıl sevmelik patlıcan!

alielmali:

gifcraft:

A fat prairie dog was too fat to get out of his hole

Şişman çayır köpeği delikten çıkamayınca mahsur kalıyor. :D

lskjdlkjslfjl ya şu andan itibaren çok mutluyum :3 yerim seni toparlak! yeaa bekliyo bi de çıkana kadar ama yaa oooy nasıl sevmelik patlıcan!

Şunlar için dudağımı sarkıtıp ekrana bakıyorum on dakikadır :(

Daha bu listeyi uzatabilirdim ama şimdilik almayı istediklerimi sıraladım. Ağlama Ela. :’( Ağlama yavaş yavaş hepsini alırsın kuzum. :’(

NEDEN BU KADAR GÜZEL ŞEYLER YAPIYOLAR!

http://mo-no-log.tumblr.com/post/96038523057/25-yas-nda-hala-burada-tak-l-yor-amk-is-yerinde mo-no-log

sapkadantavsancikti:

eeegggccc:

mo-no-log:

25 yaşında hala burada takılıyor amk

iş yerinde babası yaşında adamlarla çalışıyor 

geliyor burada post atıyor

ulan ya 

bu bana mı?

eğer öyleyse baya üzdü kaldı ki 25 yaşında değilim çok ayıp.

Tam da 25 yasindayken
Neden yani

25’i bir arttırıyorum. İş yerindeki babam yaşında adamlar da cabası.

bunu okumak için güneşin doğması lazım :) yarın artık

Okunacağını bilmek de güzel oldu bence bu saat için. Güzel geceler olsun. :)

SİS

Gözleri açık uyumak hali mümkündü. Başımı hafifçe sağa eğip perdedeki yüzlerce ipliğin bir araya gelişine dikkat ettiğim sırada, nefeslerim tıpkı uyurken olduğu gibi yavaş ve düzenliydi. Uzaktan hoş bir düzen içerisinde görünen perde deseninin, yakından bakıldığında iç içe geçmiş iplik yığınından ibaret olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Hayatım başkalarına dışarıdan böyle görünüyor olmalı, diye düşündüm. Ne de olsa onun içindeki kördüğümleri kimse benim kadar yakından görmüyordu ve işin kötüsü yaklaşmak da istemiyordu. Uzaktan baktıkları haline ellerinde kalan sahte gülümsemelerden birini harcamak cömertliğini gösteriyor ve sessizce ortadan kayboluyorlardı. Onları haftalar sonra yine benim aramam gerekiyordu. 

Haziran ayının sonlarına doğru havalar iyice ısınmaya başlamıştı. Yağmurlardan sonra atmosferin nazlanmasına ayak uydurmakta zorlanan bedenim vakitsiz gelen hapşırma nöbetleriyle işlerini kısa aralıklarla aksatsa da idare ediyordum. Küçük bir işyerinde küçük masamın başında, küçük işlerle uğraşan ama büyük sıkıntıları olan bir adam için oldukça sağlıklı sayılırdım. Hala birilerini öldürmekle ilgili uzun uzadıya düşünülmüş planlarım yoktu ve bu bana umut veriyordu. Günün birinde beceriksiz bir seri katil olacağımdan emin bir hayatı yaşıyordum ve bu yüzden aklıselim geçirdiğim her gün bir ödül sayılırdı. Toz krema ve şekerle bardağın dibine yaptığım küçük dağın üzerine filtre kahve için hazırlanmış özel kaptan kahveyi dökerken elimdeki yegâne lüksün bu olduğunu fark ettim. Kahvenin çok da sert olmayan krema ve şeker dağına çarpışının pıtırtılarını dinlerken aldığım derin nefeslerden biri, iki masa ötemde çalışan arkadaşım tarafından kesildi. Cuma akşamını biraz olsun eğlenerek geçirmek için fikirleri olduğundan bahsediyor ve beni de çok da keyifli olmayacağını düşündüğüm gecesine dâhil etmeye çalışıyordu. Ne kadar direnesim olsa da fazla uzatmadım. Aylardır kendimle konuşmak dışında yapacağım tek eğlenceli aktivitenin bu olacağını düşünerek fazla düşünmeden kabul ettim. Daha iyisini istediği gülümsemesinden belli olsa da elindekiyle sevinmeye çalışan dostum masamdan uzaklaşırken kahveyi karıştırmaya başlamıştım. Gürültüye rağmen kolay bükülen metalden kaşığımı porselen bardağın dibine değdirmek ihtiyacı hissediyordum. 

Vakit yavaş ilerlemekte ısrarcı olduğundan akşama kadar bitirmem gereken işlere odaklandım. Son aylarda beni bu kadar meşgul eden tek şeyin iş olması hem rahatlatıcı hem de garipti. Geçirdiğim ağır kazadan sonra ne kadar denersem deneyeyim içimden kopan bir şeyler olduğu hissini söküp atamamıştım. Bir karım vardı ve ölmüştü de bana mı söylemiyorlardı? Bilmediğim bir felakete mi sebep olmuştum? Her şey benim başıma gelmişti oysa. Küçük arabama çarpan kocaman tırın altında onlarca metre sürüklendikten sonra iki ay boyunca iyileşmeyi beklemiş ve hastane odasında geçirdiğim her hafta için sadece üç ziyaretçimin olduğu gerçeğini kabullenmiştim. Bu yaşa kadar nasıl gelmiştim, sevenim ya da dostum yok muydu? Her boşluğun bilgisi bilinçaltımda kayıtlı gibi hissediyor ve paniğe kapılmıyor olsam da, verilerin verdiği doygunluk hissinin yoksunluğundan ötürü merakıma engel olamıyordum. Kapakları olan bir kutunun dolu olduğunu söylemeleri gibiydi hissettiğim. Sahibi olduğum tüm gerçekleri biliyordum; ama inanmıyordum.


Yeterince çalıştığıma ikna olduğum zaman bir çeşit doyma noktasına ulaşıyor ve kaynamaya başlıyordum. Bu genelde iş gününün sonlarına denk geldiğinden rahatça kollarımı başımın arkasında birleştirip arkama yaslandım. Son birkaç dakikayı düzenli nefeslerimin arasına hayaller sıkıştırarak geçirmek istiyordum. Beni dışarı çağıran dostum eşyalarını düzenlerken personel şefinin meşgul insanlarla çevrili masasına şöyle bir göz atıp doğruca yanıma koştu. ‘’ Akşam yemeği yemedinse fazla atıştırma. Gece zaten çok acıkacağız. ‘’ Buradan çok hareket edeceğimiz varsayımını yaparak sadece başımı salladım. Bir yerlere dans etmeye gidecek ve sadece ucuz bira içecektik. Fazladan çereze anlamsız paralar vermek istemediğimizden bir birayı ılıklaşana kadar tüketecek ve şanslıysak tanımadığımız bir iki kadınla sohbet edecektik. Fazlası için yeterince şanslı olduğumu düşünmüyordum; bu yüzden eve vardığım zaman üzerime giyeceğimi düşünerek eşyalarımı topladım. Her zamanki toplu taşıma hattını kullanarak her zamanki yüzler eşliğinde, mahalleme giden çok dik yokuşu tırmanmaya başladım. Öyle ki, vidanjörler bile buraya yılda bir belki uğruyordu. Sokağın başından sonra medeniyet kendini dalga dalga çekiyor ve doğayı bir nebze alt edebilmiş asfalt dümdüz yukarı tırmanıyordu. Her gün burayı tırmanırken günün kalanında sıkıntı çekmeyeceğim hissine kapılıyordum, ama yine de…


Saatler geceye yaklaştığında hızlandığından, ben daha ne olduğunu anlamadan iş arkadaşım kapı zilimi yangın var gibi çalmaya başlamıştı. İçinin tahta kuruları tarafından kıtır kıtır yendiğinden emin olduğum sokak kapısının diğer yanında adamcağızın ağır ağır aldığı nefesleri duyuyordum. Elimde bir bardak soğuk suyla kapı kolunu aşağı indirip çektim. Daha açamadan eliyle diğer yandan itip tahmin ettiğim gibi şikayet etmeye başlamıştı. Elimdeki bir bardak suyu verip kare kutu içindeki vantilatörü çevirdiğim koltuğu gösterdim. Oturup soluklanana kadar üzerime bir gömlek geçirip gelecektim. Ben yatak odası dediğim tek kişilik yatağın ve iki çekmecenin olduğu, evin diğer odalarına göre kısmen soğuk küçük pencereli odaya girdiğimde misafirim içtiği sudan sonra kendine gelmiş, içeriden söyleniyordu. ‘’ Bu yokuşu her gün tırmanıyor musun sen? Günahları affedilir insanın burayı tırmanırken.’’ Yarım yamalak da olsa gülümsedim. Biliyorum diye bağırmak istedim olduğum yerden; fakat niyeyse şu an ihtiyacı olan bu sohbetmiş gibi gelmedi. Ben de tüm sorunlarımın başında durur gibi hissederek yukarı, yokuşa baktığımı anlatacak gibi hissetmiyordum. ‘’ Bir bardak daha su ister misin? ‘’ Evet dercesine gırtlağından gelen bir homurtuyla beni yanıtladığında gömleğin son düğmesini de kapatıp mutfağa yöneldim. Üstten üçüncü düğme, o gece için son düğmeydi. Elimde bir başka bardakla yanına gidip suyu verdim. Üzerine damlatarak içtikten sonra, akşamla ilgili planlarını anlatmaya başlamak üzere aldığı derin nefesin etkisi yirmi dakika bitmedi. Yirminci dakikanın sonunda ikinci bir derin nefes aldığında tahmin ettiğim gibi şehrin ara sokaklarını mesken tutmuş barların önündeydik. Her kapının dışında birkaç kişi vardı. Kimisi kahkahalar atıyor, kimisi somurtuyordu. İnsanların akıllarından geçenleri sonunda ne olduğu bilinmez bir ipe benzetip takip etmedim. ‘’Hadi.’’ diye yönlendirildiğim ilk kapıdan içeri girdiğimde şaşırmıştım. Yalıtımını takdire şayan bulduğum barın içerisindeki müzik kulak zarımı zorluyordu.

Gürültüden ziyade mitolojik tanrıların hışmına uğruyormuş gibi hissedenin bir tek ben olduğuma karar verdiğimde bir şeyler içmek zamanı geldiğini anlamıştım. Benden yaşça küçük garson elinde iki şişe getirip, parasını olduğu yerde alıverdi. Kimseye güvenilmediği gerçeğinin apaçık örneği yanımdan ter kokusunu ardında bırakıp uzaklaşırken, çevremde kişiliği yavaş yavaş çözülen insanlara bakmaya başladım. Sıkış sıkış oturduğumuzdan yanımdaki arkadaşım çoktan arkasındaki kadınlardan biriyle basit bir sohbete başlamıştı. Kendilerini yabancı hedeflerin ortasında başıboş kurşunlara benzeten kadınlar oradan oraya vurup dururken, damızlık dönemi doğduğundan beri devam eden adamlar fırsatları değerlendirmek için erişilebilir olmaya çabalıyorlardı. Müzik daha ne kadar kötüleşebilir diye düşünmeye kalktığım sırada bir sonraki parça haddimi aşıyormuşum gibi kulaklarımın içinden sinüslerime doldu. Birikintiyi yutkunabilmek için elimdeki biradan bir yudum daha aldığımda, omzumda uzun zamandır hissetmediğim kadar hafif bir dokunuşla başımı arkaya çevirdim. Abartılmayacak güzellikte genç bir kadın bana dışarı çıkmayı teklif ediyordu. Onun da bir arkadaşı, birlikte geldiğim dostumu pekâlâ etkisi altına almış, kararlı görünüyordu. Bizi dışarı çıkarmalarına izin verdim. Aklımda barın bir duvarına yansıtılan ekrandaki yüzler doluşurken dar koridoru geçmeye başladım. Alakasız düşünceler birbiri ardına kulağıma çarpıp geçiyorken düşündüğüm en belirgin şey reklamlarda gördüğüm insanların dişlerinin günden güne daha da beyazlaşmasıydı.


Dışarı çıkar çıkmaz üstünkörü bir sohbetle kendilerini tanıtan kadınların karşılarında büyülenmiş gibi duran dostuma bakıp gülümsedim. Kısacık bir an süren gülümsememin ardından bu hayranlığı hak etmediği halde onu böylesine algısının merkezine yerleştirmesinin sebepleri ve kendi ihtiyaçlarım aklıma geldi. İçimdeki hayvanın kontrolü ele almasına daha çok olsa da, biraz olsun sosyalleşmeye karar verip sohbete katıldım. İkisi de okuyorlardı. Okullarını uzattıkları için aileleriyle araları bozuktu ve zaman zaman çeşitli tanıtım işleri ayarlayan bir ajansta çalışıyorlardı. İçlerinden biri yaptıkları için basite indirgemiş olmama alınsa da, arkadaşım hemen konuyu el çabukluğu ile düzeltti ve kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Birkaç dakika sonra bir tanesi çantasından kalın bir sigara çıkardı. Normal bir sigaradan daha kalın görünen şeyin ne olduğunu anlamış, her ne kadar onaylamasam da bozuntuya vermemiştim. Barların olduğu sokağa polis uğramıyordu ama bu bana cesaret vermiyordu. Teklif edilene kadar sakin tavrımı sürdürüp, teklif edildiğinde ise kibarca reddettim. Kızlardan biri elindekini arkadaşıma verip ikisinin de tuvalete gitmeleri gerektiğini söylediğinde canım sıkılmıştı. Bu bir çeşit tuzak olabilir miydi? Belki şüphe uyandıran bir şeyler görmüşlerdi? Tedirginlikle etrafıma bakındım ama şüpheli bir şey yoktu. Arkadaşım tüm zamanların klişe cümlesini kullanarak teklifini yineledi. ‘’ Bir fırttan bir şey olmaz. ‘’ Kısa bir an için öylece yarısı yanmış ve sigaradan farklı kokan ot yığınına baktım. Zalim ve çelişkili geçmişimden kalan tüm garip anılarım arkalarında hiçbir şey bırakmadan gitmiş gibiydi. Boşluk içerisinde gördüğüm ilk dala tutunur hissiyle itinayla sarılmış sigarayı arkadaşımın elinden aldım ve gece boyu sürecek mutluluğu içime çeker gibi derin bir nefes aldım. ‘’ Ne yaptın be adam?! Yavaş çekeceksin. ‘’ Sandığımdan daha güçlü bir baş dönmesi ile sendelerken kıkırdadım. Kendi sesim o anda yabancı geldiğinden bir kez daha kıkırdadım ama bu daha yüksek perdedendi. Damlarımız da gittikleri yerden dönebilmişler ve benim de eğlenceye katıldığıma sevinmiş görünüyorlardı. Ben ise tamamen farklı bir boyuta geçiş yapacak olmanın heyecanı içerisinde, belki de fazla beklentiyle arada dönen sigaradan bir nefes daha çektim. Bir öncekinden daha derindi; fakat bu sefer kimse itiraz etmedi.


Saatler sonra tanımadığım bir evdeydim. Bilincimin kapıları davetkâr bir annenin çocuğuna açılan kolları gibi sonuna kadar açılmış duruyordu. Değişiklikten zevk almaya başlamıştım. Sanki evvelden bir miktar engellenmiş gibi duran mutluluğum zincirlerini koparıp kalan damarlarıma da yayılıyordu. Kilometrelerce koşmuş kadar sıcaktım ama terlemiyordum. Ne söylesem komik geliyordu. Tepe noktası budur diye düşünmeye başladığım sırada görünmez bir el beni tokatlamış gibi olduğum koltuğa çöktüm. Etrafıma göz gezdirdim. Burası benim evim değildi. Burası yanımdaki dostumun evi de değildi. Muhtemelen bizimle takılan kadınların evinde olmalıydık. Etrafta bana ait olmayan eşyalar varken kendimi bu kadar rahat hissediyor olmama şaşırmıştım. Daha kendine güvenen ve daha huzurlu bir adam gibi hissediyor, ortamın kontrolünü elimde tutuyor gibi durgun bir ifadeyle çevremdekileri süzüyordum. Birkaç mumun aydınlattığı odada konuşmalarımızı bastıran müzikle birlikte daha fazla sigara dumanı vardı. Pencereler kapalıydı ve kadınların biri yarı çıplak, diğeri ise fazlaca sarhoş gibiydi. Sağ elimde tuttuğum bardağı o zaman fark ettim. İçmeye de devam ediyorduk. Nasıl bu kadar rahat ve ortama aşina olduğumu anlamayarak ayağa kalkmak istedim. O anda yerdeki halıya takıldı gözüm. Bir anlığına kulaklarım ve gözlerim bulunduğum odayı değil, başka bir günden ve başka bir hayattan ufak bir anıyı görmeye ve duymaya başladı. Biri çevreyi saniyelik bir zaman diliminde değiştirmiş de, farklı bir anın içinde beni unutmuş gibiydi. Beklenmedik tek şey, içinde bulunduğum yeni anda, herkesin benden haberdar olmasıydı. Etrafımdaki görüntüler bir ismi sesleniyor, bunu yaparken gözlerime bakıyor, gülüyor ve konuşuyorlardı. Kaşlarım çatılmış öylece dururken kulağıma gelen sesin bana ait olduğunu fark ettim. Konuşan bendim. Seyrettiğim şeydeki hayatı kavramakta zorluk çeksem de, bir an için her şey bana ait göründü. Kara bir delik tarafından emilir gibi yok olan görüntüler ardında yankısını bıraktığında, kalkmak üzere olduğum koltuğa geri yığıldım. Kadınlardan birinin dikkati arkadaşımın dudaklarının çevresine odaklanmış, diğeri de ayakta anlamsız hareketlerle dans ediyorken bir başka zamanın içine girdim. Bu sefer yanımda yaşı bana yakın bir kadın vardı. Kırmızı saçlarının uçlarında siyah lekeler gibi duran ufak örgüler, beyaz yüzüne haksızlık edercesine yaptığı siyah makyajın altından saflığını görebildiğim bir kadın… Adını ve kokusunu bildiğim ve daha fazlasını yaşadığıma emin olduğum kadına bir şeyler sormak için ağzımı açtığımda, o benden önce davrandı. Adımı söyleyip ardından ne kadar sıkıldığını ve daha fazla dayanamayacağını mırıldandı. Heveslenmiştim. O anda oradan kalkıp gitmekten daha fazla istediğim bir şey yoktu. Kalktım ve ilerlemeye başladım. Kimse bizi durdurmuyordu. İçinde bulunduğum tüm zamanları terk etmek ihtiyacı ile ilerlerken, aynı kara delik bencil bir zebani gibi tüm eğlencemi elimden aldı. Sanki giden sahip olduğum tek güzel şeydi ve ben hayatta kalmaya mahkûm olandım. Bir koridorun ortasında kalakalmıştım. Hatırladığım anılar hem benimdi hem de değildi. Yıllarca ayna karşısında kendime inanmak zorunda kaldığım yalanlar anlatmış gibiydim. Koridorun ortasında heykel gibi dikilip sarmaşıklarla korunacağımı sanarak dakikalar geçirmiştim. Bana bakmaya gelen kimse olmamıştı. Evi saran dumandan içime çektiklerim anılarımı tazeledikçe dalgalarla kıyıya savrulmayı bekleyen ama daha da dibe çekilen talihsiz bir tatilci gibi akışına bıraktım. Madem boğulacaktım, o zaman nefesim tükenmeden evvel görebildiğim güzelliklere odaklanmalıydım. Havadaki dumanı hasret kaldığım sevgilinin boynu gibi soludum ve yeniden kendi gerçekliğime çekildim.


İnsanlar etrafımda oynayan filmler gibiydi. Katıldığım roller, zaman zaman baş rolleri hem izliyor hem oynuyordum. Eskide bir hayat bırakmıştım. Alt üst olana kadar sınırlarını zorladığım, ne kadar çılgınlık varsa hepsini doldurduğum, tükenmişlik ve sonu görünmeyen deliklerle dayanıklılığını yitirmiş koca bir hayat. Ne kadar uzak durulması gereken sahne varsa hepsinin tam ortasındaydım. Uyuşturucu, suç ve çok daha fazlası için kendimi tüketmiştim. Ne kadar dibe battığımı bilmek için ellerimi yerden çekmeden yürüdüğüm anları bir bir çağırıp olduğum yere çömeldim. Kısa çığlıklarla birlikte aklımda kalan son günler de kendilerini belli etmişler ve tepemde görünmez bir dairede dönüp duran partiye katılmışlardı. Uyuşan sadece bedenimken, bilinçaltım en derinlere gömülenleri çıkarmıştı. Tam da içinde bulunduğum andaki hallerim yüzünden kendimi unutmaya ve başka biri olmaya programlamıştım. Hastaneler, yanımdan bir bir eksilen insanlar, yataklara bağlı kalmam için bileklerime geçirilen kelepçeler… En basitinden en alçak olanlara varan düşünceler… Her şey netti artık.
Haberim olmadan başka birine dönüşmekle ilgili kararımı sorgulamadan önce olduğum yerden kalktım. Açık havaya ihtiyacım olduğundan tam karşımda duran bir kısmı buzlu camla kaplı demir kapıdan çıktım. Aldığım derin nefes diğerlerinden daha gerekli olsa da, anıların ve o farklı bilinç halinin kaybolmaya başladığını çok uzaklardan gelen bir rüzgârı sezer gibi hissediyordum. Avcuma bırakılan geçmişin birkaç dakika içerisinde benden geri alınacaktı. Pantolonumun arkasında duran cebi yokladım. Cüzdanımın içindeki minyatür tükenmezi çıkarıp, kolumun iç kısmında terin uğramadığı bir noktaya ‘’ Bu akşamı tekrarla. ‘’ diye yazdım. Sonbahar yaprakları gibi son birkaç çerçöp de silinip giderken aklımda tek bir soru vardı:


Felaketime sebep olan şeyi kendimi hatırlamak için tekrar tekrar yaptığımda nereye varacaktım?

kactimgeldim:

Mesela çocuğun var televizyonu açacak bir kanalda cenifırın memesi, ötekinde niki minajın götü, bir diğerinde mayls karısının dili.. Sonra ay medeni ol yok modern ol.
Sikerim ben bu medeniyeti.
Çocuğumu amazondaki yağmur ormanlarında yetiştirmek istiyorum.
Ben böcekten korkuyorum ama olsun.
Alışırım belki zamanla.

http://godsense.tumblr.com/post/96296673018/alternative-indie-rock-vodka godsense

Alternative/Indie/Rock & Vodka.

aydinoztoprak:

godsense:

Gelsenize.

İlker güzel çalıyor yine, dinleyiniz.

Küçük Dağlara Küsen Egolar

Ağırbaşlı bir tavırla izliyorum olanı biteni. Bilgi sahibi olmadan fikir saçan ağzınızı yüzünüzü dağıtasım gelse de susuyorum. Hevesle yapılmış en cahil cühela eylemdeki içtenliği görmezden gelip kendi saçmalıklarıyla dünya yönetilsin isteyen hallerinize bakıyorum.

Bakıyorum da, mutsuzsunuz.
Bakıyorum varsınız ama hiç yoksunuz.

Please Please Please Let Me Get What I Want by Clayhill on Grooveshark

          Eylül herkese başka geliyor değil mi? Hüzünlerinizin içine tatlı huzurlar sıkışması dileğiyle.

         Acı tatlı yeni anılar için sonbahar bir kez daha hoş geldin.

Sabah kalktığımdan beri bir problem bir problem. Önce pcye portal sepeti denen hani allahın cezası pisliğin yaptığını bilmediğim ama ölmüş olduğunu dilediğim tarayıcı laneti bulaştı. Hadi onu hallettik derken ondan sonrasında yemeksepeti siparişim 90 dk gecikti. Sipariş gelmedi diye canlı yardıma söylüyorum, sonrasında eleman arıyor beni… Apartman nerde?

Küfür etmeyi sevmeyi diledim ama sevmiyorum işte. İlçeyi keşfetmiş olman lazım bu kadar dakikada,dedim. Hadi bi kıçı kırık yemeği bile hazırlamanız için 40 dk versem. Kalan 50 dkda ben şehir değiştiriyorum. Restoranla aramız 10 dakika falan en çok o da hani kırmızı ışıkları düşünerek. Ki onlar kırmızı ışık da dinlemiyor. Mexita denen mekan yanıyo bi tek sen kurtarabilirsin deseler he he derim valla. Bırakın bu işleri bilmiyosanız dedim kapadım telefonu da. 

Sövecek birini arıyorum şu an sabahtan beri olanlardan sonra.

Not: Henüz kahvaltımı da yapmadım :3 Ne hoş (!)

http://birazeksikbirazfazla.tumblr.com/post/96198554406/yavas-yavas-geliyoruz birazeksikbirazfazla
cahilfilozof:

birazeksikbirazfazla:

yavaş yavaş geliyoruz…

Bi el atın bakalım
Bloglamayan evde kalsın ))

cahilfilozof:

birazeksikbirazfazla:

yavaş yavaş geliyoruz…

Bi el atın bakalım

Bloglamayan evde kalsın ))

Yapacak tonla şey olunca sıraya koyamıyorum. Sonra da bi bakıyorum abuk bu dizinin zibilyonununcu bölümünü izliyorken buluyorum kendimi. Bu sorumluluk mevzu beni iyice kıl etmeye başladı. Kıçıma motor takıp kendimi programlayamayacağıma göre… Öf -_- 

Yaygın Hastalık

Şimdi size sadece kargo çalışanlarına özel bir iki hastalıktan bahsedeceğim. Bunlardan ilki, ismi yanlış anlama ve daha da yanlış olarak kargo faturasına geçirme. 

Sıradan bir günde size gelecek kargo için beklemektesinizdir. Karşı tarafa kargonuzun almanız gereken şubeye ulaştığı bilgisi gelir. Kargoyu yollayan kişi sizi arar ve sonunda siz de mutlu adımlarla kargo şubesine gider isminizi söylersiniz. Bir de alternatif alıcı söz konusudur. Hadi siz alamazsanız diye yazdırdığınız ismi. Ancak; iki isim için de kargo yoktur. 

Size kargo yollayanı ararsınız, kırk saat telefon trafiği döner. Sonuçta kargo takip numarasından çıkartırsınız; ama hem sizin hem de alternatif alıcının adı ölümüne hatalı yazılmıştır.

Bugüne dek kargolarda adım Pelir, Elağ… gibi türeyen birkaç şekilde yazıldı. Hani anlamıyorum. Konuşmam düzgün ve tane tane iken nasıl oluyor da bu kadar hatalı yazılır. Hadi karşı taraf yolluyor diyelim, onların da konuşmaları normal. Sanırım çoklu isim girişinden beyin mıncıklaması yaşıyor kargo elemanları.

İkinci hastalıkları ise acele acele siparişi teslim edip yok olmak; ama bu sadece Yurtiçi Kargo çalışanlarına ve sinir bozucu yaşlı postacı amcalara özgü.

Kendini Alice Harikalar Diyarı’ndaki küçük cep saatli tavşan sanma sendromuna yakalanmış bu arkadaşlar da ben kapıya gidene kadar bir koridor aşıyorum bilgisini hiç düşünmeden, beni kapının hemen arkasında yaşıyorum ve yiyip içiyorum sanarak zile altı kez basıyorlar. Kargom verileceği zaman da bi acele bi acele.

Yahu o kadar teslimatınız varsa bu işe daha erken çıkın ya da daha çok eleman talep edin. Şikayetinizi iletin. Senin iş tanımında ben belirli kargoları açana dek olduğun yerde durman da var. Napayım ben şimdi?

Emekçiye kızmak karakterim değildir, hepimiz çalışıyoruz; fakat bir işi olduğundan panik hale getirmek ve bunun verdiği sinirle abuk subuk davranışlarda bulunmak kızılması gereken bir durum. Kapıma aceleci bir kargocu ya da postacı geldiğinde özellikle dalga geçer gibi her şeyi hızlı hızlı hızlı diye yapıyorum ki anlatabileyim mevzuyu. Baya da eğlenceli oluyor. 

Bu insanları bu aceleye mahkum eden ve eleman almayıp, elindeki çalışana fazladan yük bindiren firmaların (Yurtiçi kargo gibi) çarkına tüküreyim. O gün bugündür Aras kullanıyorum hep. Oh olsun.

Akşamı ormanın içinde bir evde ailemin bir kısmıyla ve kocaman bir kangalla geçirecek olmak da benim tatilim sanırım. Bu sene böyle.

İyi akşamlar millet. Ben kaçtım.

Titan