.yirmialtı
.van gogh'u ben öldürdüm

Sizin squatınıza tüküreyim sevgili arkadaşlar. Kalkıp bi yüzümü yıkıyayım dedim, koltuktan kalktığım gibi yıkılıyodum. Biri de diyeydi kızım öyle iki yüz tane ilk seferde yapılmaz, elliyle başlayacaksın diye. Bildiğin yürüyemiyorum. Bu ne biçim hareket ya ben psikopat gibi bacak çalışan insanım normalde. NASIL HAREKET BUAA! Öef…

Boşaltın burayı!

Light in Babylon - Hinech Yafa- İstanbul

Karmin - Brokenhearted

Bu kadını çok sevdiğimi söylemiş miydim?

180 kez oynatım

Ölümden sonra hayat var, gördüm.
Aşk Geri Gelir, Cover.

Çokokrem reklamındaki teyzeler, amcalar, çocuklar :) 

Güldüm diye paylaşayım dedim.

Dakikada bir tema değiştirmek bizim işimiz. Bundan evvelkini aldığım sorumlu kişiye ulaşınca beni tepelememesini rica ediyorung.

İki kişilik hayatlara verilen iki kişilik siparişler gelince. Superman benimki ama. Karışmam.

İki kişilik hayatlara verilen iki kişilik siparişler gelince. Superman benimki ama. Karışmam.

Bir zamanlar hepimizin çaldığı orglarda hazır bulunan melodi. 

Öyle güzel esiyor ki İzmir, rüzgarda balkonda oturmuş salak salak gülümsüyorum ohh.

Parlaklığı artmış bilgisayar ekranı sinüslerime hücum eder gibi göz bebeklerimden içeri girerken, pencereden kulağıma yankılanan kedi çığlığını duydum. Bir yerlerde birileri isyanını ya da korkusunu dile getirebiliyor en azından diye düşünerek başımı son bir dakikadır baktığım, ama hiçbir şey görmediğim ekrandan siyah tül perdeme çevirdim. Bütün hırçınlığımı sol yanağımdaki taze sivilceden çıkardığım için, gülümsedikçe acıyan yüzümü bahane ederek mimiklerimden bütün duygular çekilmiş gibi davranıyordum. Zamana dair en ufak bilgim yoktu. Önümdeki ekranın rakamlarla bezeli akışına, sıfırlarına ve birlerine inat, gözlerimi sağ alt köşeye devirmiyordum. Korkuyordum zamandan. Beni alıp yok olmamasından korkuyordum. Beni olduğum yerde bırakmasından. Okyanusların bile tam anlamıyla en derinine inilmediğini düşünerek, bu dünyada yüzeysel şeyler yaşıyor olmanın kimseyi yormaması gerektiğini aklımda çeviriyordum. Birkaç ufak uğraştan fazlası çok çabalamaktı, boşa yorulmaktı. Kendimi tembelliğin ve hüznün düşüncesiz rahatlığına bırakıyor, undan bir tepeye düşen yumurta sarısı kadar amaçsız hissediyordum.
Bu değişmeliydi.
Kitapları yiyerek bitirdiğim zamanları düşündüm. Sabahları güneşi selamlamak fikriyle başımı yumuşakla sert arası yastığımdan kaldırdığımı ve ardından tatlı uyku haliyle yeniden kendimi geriye atışımı. En azından kalkıyordum ve deniyordum. Duş alırken düş kurduğum zamanları düşündüm. Suyun yorgunluğumu değil, enerjimden kalan teri aldığı zamanları… Birini sevmeye olan ihtiyacın bir yük değil; bilakis umut verici ve pekala beklenebilir olduğunu. Tüm bunları düşündüm. 

Bir düş sahnesi kurmanın vakti gelmişti.

Parlaklığı artmış bilgisayar ekranı sinüslerime hücum eder gibi göz bebeklerimden içeri girerken, pencereden kulağıma yankılanan kedi çığlığını duydum. Bir yerlerde birileri isyanını ya da korkusunu dile getirebiliyor en azından diye düşünerek başımı son bir dakikadır baktığım, ama hiçbir şey görmediğim ekrandan siyah tül perdeme çevirdim. Bütün hırçınlığımı sol yanağımdaki taze sivilceden çıkardığım için, gülümsedikçe acıyan yüzümü bahane ederek mimiklerimden bütün duygular çekilmiş gibi davranıyordum. Zamana dair en ufak bilgim yoktu. Önümdeki ekranın rakamlarla bezeli akışına, sıfırlarına ve birlerine inat, gözlerimi sağ alt köşeye devirmiyordum. Korkuyordum zamandan. Beni alıp yok olmamasından korkuyordum. Beni olduğum yerde bırakmasından. Okyanusların bile tam anlamıyla en derinine inilmediğini düşünerek, bu dünyada yüzeysel şeyler yaşıyor olmanın kimseyi yormaması gerektiğini aklımda çeviriyordum. Birkaç ufak uğraştan fazlası çok çabalamaktı, boşa yorulmaktı. Kendimi tembelliğin ve hüznün düşüncesiz rahatlığına bırakıyor, undan bir tepeye düşen yumurta sarısı kadar amaçsız hissediyordum.

Bu değişmeliydi.

Kitapları yiyerek bitirdiğim zamanları düşündüm. Sabahları güneşi selamlamak fikriyle başımı yumuşakla sert arası yastığımdan kaldırdığımı ve ardından tatlı uyku haliyle yeniden kendimi geriye atışımı. En azından kalkıyordum ve deniyordum. Duş alırken düş kurduğum zamanları düşündüm. Suyun yorgunluğumu değil, enerjimden kalan teri aldığı zamanları… Birini sevmeye olan ihtiyacın bir yük değil; bilakis umut verici ve pekala beklenebilir olduğunu. Tüm bunları düşündüm.

Bir düş sahnesi kurmanın vakti gelmişti.

Anonim asked:
Olayı buraya yansıtmanın amacı neydi peki? Egolar mı?

Hayır, dikkatsizlikler ve zayıf iş disiplininden serzenişte bulunmak.  Anonim olmanın amacı neydi peki? Kişiliksizlik mi?

Peyniraltı isimli edebiyat dergisinin, derginin yazılı basın halinde adımı Pelin Şimşek ve dergiye ait internet sitesinde de Pelin Çevik yazmasının ardından bir yazar arkadaşla aramda geçen diyalog:

M.İ: Nasıl yahu? Hadi Çevik’i anlarım da. O Şimşek’i nerelerinden çaktırmışlar?

Ben: Valla bilmiyorum dostum. Kim bilir nereden çıktı?

Mevzu sırasında avukatımla aramda geçen diyalog:

H.G: Çok canımız sıkılıyor tamam da değer mi? İstiyosan açalım da?

Ben: Bilmiyorum, amaan neyse tamam zaten tatlıya bağlandı.

Mevzudan sonra Merve’yle aramda geçen diyalog:

M: Peyniraltı kim be?

Ben: Edebiyatçısın kızım sen mekteplisinden, bilmiyo musun?

M: Bence cevap soruda gizli. Sorun bende değil güzelim.

Derginin bülteninde dilenen özür ve düşülen not için teşekkür ederim. Ne diyeyim…^^

Önemli not: Soyadım Çelik.

63 yaşındaki kadınla dine dair tartışma gafletine düştüm. Uyuyamayacağım. Sinirim tavan… Bu kadar körü körüne her halta inanan ve asla değişime açık olmayan bir kafa yapısıyla mı geçecek benim yaşlılığım da acaba?

Do You Want To Build A Snowman?
Kristen Bell;Agatha LeeMonn;Katie Lopez
144 kez oynatım

Bu saatte ancak bunu dinlemeniz lazım.

Çay Edebiyatıyla Kız Düşürmece

Sumrukusu isimli bloğu takip etmeden önce gezerken, hatayla bir postuna tıklamışım. Onun için günlük bir post kanımca, hoş şeyler de yazmış gayet. Normalde rebloglamayacağım kadar kişisel bir olay anlatmış ama hani, rebloglanacak tonla postundan en kişiseli seçmişim :) Her neyse, sıkıntı bu değil, sonuç olarak güzel blog.

Yazısında sumrukusu demiş ki; ” Fakat keşke şu çayı yalnız kendime demliyor olmasaydım diyorum. Bu gidişle kansızlıktan öleceğim, bana gelsenize :( …” Gayet normal. Çayı seven ve tatlı bir hatun kişisi kendisi. 

Ben bunu reblogladıktan sonra kazara. Bir arkadaş kalkıp ” evin adresini ver çaya gelcm :D ” demiş. Postun sahibi ben değilim hevesli kardeşim. Amma velakin ev adresi alacağından da şüpheliyim.

Ay amma kasmışsın ot bok denecek bişey yok diyen olursa eğer içinden: Sadece daha evvel tanımadığınız birine muhabbete böyle bodoslama başlanmaz. Hangi sosyal platformda olursak olalım. Siberalem’de olmadığımız kesin, öyle değil mi?

Bende böyle.

Abuk subuk halleriniz var be. Amaan… 

Devam

sumrukusu:

Cuma günü finalim var.
Ama hava böyle tatlı tatlı eserken, balkonda oturup sakin sakin müzik dinlemek çok tatlı.
Fakat keşke şu çayı yalnız kendime demliyor olmasaydım diyorum. Bu gidişle kansızlıktan öleceğim, bana gelsenize :(
Neyse, bir kaç şey düşündüm bugün yine. . Anlamanın önemine dair

İnsanları anlamak, onları hissedebilmek insanı kendine yaklaştırıyor. Söylenenleri, söylenmek istenenleri duymak için açmak kulakları ; ve görebilmek karşımızdakini…

Titan