Bu Blog

  • Zaman zaman memlekete dair konulara kendi bakış açımdan sövmeler
  • Arada bir çizdiklerim
  • Çokça yazdıklarım
  • Bazen söylediklerim, dinlediklerim
  • Kimi zaman fotoğrafladıklarım
  • Gel zaman git zaman sorguladıklarım
  • Canım istediğinde de en ufak anlam içermeyen cümlelerle doldurulmaktadır.
  • Çok bir şey beklemeyin hani. 

Zamanınızı alırım. Öyle.  Sonra ben bilmiyordum olmasın. 

 

Vega - İz Bırakanlar Unutulmaz Cover

Parçanın başında açıklamamı yaptım. Garip bir ses girdi sanırım wav’dan çevirdiğim için oldu… amaan.

Tırnakları kesmem lazım.

"Bir nesil kırıldı, bir nesil toplumumuzdan koptu. Bu yola yatkın olan genç aldatılmış, iğfal edilmiş yüreğin yanında; biz yılların tecrübesinden, deneyinden geçmiş, katmerlenmiş fikirlerimizle gösterdiğimiz ilgisizlik yönünden acaba tamamen suçsuz muyuz ? Zaman zaman onların içeride, sizin dışarıda oluşunuz vicdanınızla bir eziklik, bir kırılma, bir başınızı öne eğiş yapmadı mı ? Kız öğrencisinin apış arasına baş parmağını sokmadan onun mezuniyet tezini onaylamayan, günde yüz hastaya yüz liraya baktığı halde, defterinde yedi hasta gözüken godoman doktorda, sarhoşken araba kullanana ‘ayık’ raporu verenler, suçsuz ölenin aleyhine trafik zabıtları düzenleyenlerde de hiç suç yok muydu ? Bunlara, “yolunuz yanlıştır, yolun doğrusu budur” dedik mi ? İsteyerek, bilerek bunları birbirlerinin üzerine itmediniz mi ? “Soldakiler, sağdakileri, sağdakiler, soldakileri vurur, biz ortadakiler de bağdaş kurur, rahat rahat otururuz” demediniz mi ? Dediniz, dediniz. Hem de öylesine belirgin bir şekilde söylediniz ki, yarın o çocuklar nadim olarak, ezik ve kırılmış olarak aranıza dönerlerse, onların yüzüne rahatlıkla, vicdan rahatlığı ile bakamayacaksınız. Vicdanınızın karalığı yüzünüze vuracak. Çoğunuz dağ rüzgarı yemiş gibi yanık olacaksınız. Kaygısız Abdal ne demiş ? “Cehennemde ateş yoktur, insan oradaki ateşi bu dünyadan kendisi götürür”. Cennetimizi de, cehennemimizi de bizler yaşantımız, davranışımızla yaratmaktayız."

— Müziksiz Dünyanın Midyeleri; Kısım 2

Q: yetenek sınavına nasıl hazırlandın bende gircem de seneye

— Anonim

Anonim ben sınava gireli altı yedi sene oldu. Sen neyin yetenek sınavına hazırlanıyorsun? Söyle, belki bilen biri cevaplar görüp; ama benim girdiğim sınav yetenek sınavını gerektirmiyordu. Uluslararası ticaret mezunuyum ben. 

peyniraltiedebiyati:

“Varolan iki şeydir aslında: Biri her şekilde ve bütün güzel kızlarla sevişmek, öteki de New Orleans ya da Duke Ellington’un müziği. Geri kalan her şey kaybolmalıdır. Çünkü geri kalan her şey çirkindir.”
Ağustos sayısı: Boris Vian

peyniraltiedebiyati:

“Varolan iki şeydir aslında: Biri her şekilde ve bütün güzel kızlarla sevişmek, öteki de New Orleans ya da Duke Ellington’un müziği. Geri kalan her şey kaybolmalıdır. Çünkü geri kalan her şey çirkindir.”

Ağustos sayısı: Boris Vian

Bi de burda konuşuluyo da o hayal kırıklığı başka bir şey ya. İnsanın midesine oturuyordu. Ne diyeyim, kazananlara da tebrikler. Her sınav senesi, sınav günü heyecanlanan biri olarak hala, lanet olsun böyle salak sistemlere. Ben gidip koşayım biraz…

Tercih Meselesi

Tercihlerin açıklanmasından sonra -ÖSYM’nin acelesi neydi acaba…- birkaç arkadaşımın ve birkaç tanıdığımın konuyla ilgili hüsranını gördüm. Kimseye akıl verecek durumda değilim. Kimse de benden gelecek akla muhtaç değil ama tecrübelere değer verdiğimden ufacık bir şeyden bahsedeyim.

Ben ilk senemde ateşböceği gibi stüdyolardan çıkmadım. Konser verdim durdum. Aklım müzik ve yazdığım metinlerdeydi. Okul falan sıkıntı değildi ama az çalıştım. Çok çalıştığımı sandım ama azdı aslında hani, bilmediğim konuyu halletmek için üzerine eğilmedim. Konuyla ilgili üç soru çözdüm, ezbere mantığını anlayınca ha oldu bu dedim bıraktım. Sonuç: İlk sene hüsran, istemediğim bir iki bölüme girebilirdim en fazla, o da tercih yapmadım olmadı.

İkinci seneye gelelim. Bu sefer çalıştım ama yine yeterli değil. Yine yazı yazmaktan ve birtakım çok zaman alan meşguliyetlerden ötürü bir kısmı harcandı. Kümeler, integral, çoğu problem formülü bilmeden sınava girdim. Şansıma, sistem değişmişti, baya basit sınavdı. Kazandım ikinci mi üçüncü tercihime mi ne girdim.

Temelim sağlam değildi, matematik ve edebiyatı sisteme oturtmam lazımdı. Matematik zaten bölümümden ötürü -TM- belirleyiciydi. Bilmediklerimi zorlamam öğrenmem lazımdı. Elimde öğretecek insanlar vardı, dershanede en iyi sınıftaydım, hoca on numaraydı ama gel gelelim bilmem, yapmadım. Boğaziçi’nde de vardı okuduğum bölümün aynısı. Zaten bi Celal Bayar’da var bir de Boğaziçi’nde. On puan farkla kaçırdım Boğaziçi’ni. O deneyimi… Herifler ikinci yabancı dilde Japonca öğretiyolardı istersen Fransızca istersen İtalyanca vs… Bizde sadece Almanca vardı, kıçımı kırıp zorla Almanca öğrenmek zorunda kaldım. Napsın CBÜ, hoca yok sonuçta Boğaziçi’ndeki gibi.

Beklemek benim için doğru karar değildi zaten kazanmıştım da, eğer ki cidden bilmediklerime odaklansaydım ve abuk subuk bikaç şeyi terk etseydim daha farklı ve unutulmaz bir dört yıl geçirebilirdim. Şimdi geride kaldığına sevindiğim bir dört yıl var. Eğitim iyiydi ama ortam ve sosyallik boktandı, ki inanın bana üniversite sosyal eğitim olanaklarından ibaret bir oluşum. Teoriyi her yerde aynı öğrenirsin ama klüpler, ortamlar, şehir imkanları, konferanslar, eğitimler, vs…öğrenci kalitesi. Bunlar değişen şeyler okuldan okula çokça. 

Bu sebepten, bir sene daha beklemeye karar veren varsa, hayatında ona para ve mevki kazandırmadığını düşündüğü alışkanlıklarına ”ara vermesi”nde en ufak sakınca görmemesini tavsiye ederim. Çünkü belli ki bir sene daha beklemek zorunda kalıyorsanız, sizin de temeliniz benimki gibi çok da iyi değil ve aşırı inek tiplerden değilsiniz. Bazılarındaki garip süper zekalık da yok. O zaman… Zaman zaman tüm stresimizi alıyor sandığımız şeyler, en büyük stres kaynağımız olabiliyor zamanı geldiğinde.

Saygılar efenim.

Naçizane.

Mesajlaşıyoruz işte, klasik günlük. Tolga denizdeki yunusların martılarla oynayışını izliyodum diyo attığı mesajda. Ben ne diyeyim şimdi? Ben de ellerimi yıkıyodum, kavun kesicem. -_-

Yeni Kilometre Taşı

Unutmayayım diye buraya yazıyorum sabahın beşinde aydınlatan gerçeklerime eklediğim yeni cümleleri. 

Kendim gibi insanlar arıyorum dost olmak için, yeri geliyor sevmek için. Fikir alışverişleri, eğlenceler, üzüntüler vs derken yaşanmışlıklar birikiyor. Gün geliyor, bir kazık yiyorum, - beklemediğim yerden- diyorum. ” Neden böyle oluyor, nasıl değişiyor insanlar…” diyorum.

Oysa ben de kazıklar attım insanlara hiç beklemedikleri zamanlarda ve beklemedikleri koşullarda. En büyük acıları ve en büyük güvensizliklerine sebep olacak yorucu anıları ben verdim. Yeri geldi yalan söyledim, yeri geldi iş çevirdim, yeri geldi dedikodu yaptım, ayarttım, kızdırdım, kırdım. 

Dostum ya da en basitinden, arkadaşım olacak kimselerin de bu potansiyelleri taşıması dünyanın en normal şeyi değil de ne? En güzel, en tatlı, en merhametli hallerimin geçmişinde hatalar yok mu ve belki de geleceğinde yapacağı hataları? Öyleyse nasıl oluyor da yakın bir dosttan kazık yediğim zaman üzülecek kadar mantıksız olabiliyorum? Nasıl oluyorsa ortadaki kurbanın ben olduğumu düşünüyorum? Nasıl bu kadar aptal olabiliyorum?

İnsanlar, senin en iyi halim bu dediğin halinden iyi bile çıksalar da karşına, her zaman senin yaptıklarından daha berbat hataları yapma potansiyeline sahiptirler. 

Bunu unutma. 

Bak yaşamak nasıl güzelleşiyor.

Gecenin üçünde halıda seksek oynama keyfi… Beşlerdeyim anlaşıldığı üzere.

Gecenin üçünde halıda seksek oynama keyfi… Beşlerdeyim anlaşıldığı üzere.

Mika - Happy Ending.

Ölürken bile şarkı söyleyeceğim çirkinden hallice sesimle. 

Mahallede lambası yanan evlerin sayısı ne kadar çoksa o kadar huzurlu, çimlerin kokusunu alabildiği kadar şehirle vedalaşması gerektiğini hatırlamış, perdeyi çekerken çıkan toz kadar ertelenmiş ve vitrindeki biblolar kadar birikmiş işi gücü olan küçük bir hayatım var. Kendi yağında yansa da güzel kokan, ufukta kara değil denizleri olan. Kanatlarında fazla tüy olmadığından dağın arkasını hayal eden, tek kavgası yerdeki solucana yuvasına giden yolu göstermek olan…

Öyle, kendi halinde. 

Herkes çıkarına bakıyo. Olmadı mı da su koyuyo ve karşı tarafa nasıl gözükeceğini umursamıyo…

Vintage Miley Cyrus cover :p Benim hoşuma gitti her ne kadar country coverlamadığı takdirde Miley’in sesinden hoşlanmasam da. Söyleyen ablanın sesi de güçlü maşallah :ı 

Hem de nasıl güzel olur allı güllü fincalarım ve şekerliğimi çıkarırım sana ,hemen aşağıda pastanede var sarkıtırız sepetimizi hem çay hem akşamüzeri poaçalarıyla ikindi ertesi kahvaltısı yaparız bizde sıkıntımız da geçiverir

Bi de liste yapalım dinlemek için, otururken gençleşiriz. Akşam güneşi batıp kaybolana kadar hayallerimizden konuşuruz. Eski bir radyonun üzerindeki dantel kadar mutlu mutlu otururuz, tozlanırız rüzgarda. Nasıl da canım istedi